Tags

Hemen baştan belirteyim bu yazı ürkek bir güvercin edasıyla yazılmıştır. Yunan dininin kökleri, Helen öncesi dinler ve Hint-Avrupalı işgalleri tartışmalı bir konu. Çok ilgi duyduğum bir konu fakat okudukça kafam daha da karışıyor. Bir kaynağın kesin dille yazdığı bir bilgi, başka bir kaynakta daha tartışmaya açık bir halde yazılıyor. Kuşkusuz daha çok araştırmayı okumak gerekiyor. Soru işaretleri arttıkça dayanamayıp bugüne kadar karşıma çıkan, birbirleriyle çelişen ve genelde fikir birliğine varılan bölümleri bu yazıda toparlamak istedim.

Hint-Avrupalılar ve Yunanistan

Thomas R. Martin Eski Yunan kitabında, Yunanlar teriminin tarihin hangi döneminde Yunanistan dediğimiz bölge için kullanılabileceği konusuna temkinli yaklaşmış. Ona göre Yunanların Yunan haline geldikleri süreç basit bir kategorileştirmeye elverişli değil. Yunan dilinin ise Hint-Avrupa kökenli olduğu kesin olan belirtilen bilgilerden biri. Yunanistan’ın MÖ 2000 yılı civarında bir Hint-Avrupa halkının istilasına uğradığı ve daha sonra daha az yıkıcı başka Hint-Avrupalı işgallerine tanık olduğu farklı kaynaklarda ortak bir dille belirtilen bilgilerden birisi. İkinci daha az yıkıcı işgalde Hint-Avrupalıların atı getirdiği söyleniyor. Buradaki at önemli bir detay, hatta bu yazıyı yazmama sebep oldu. Ona birazdan değineceğim. İstilacıların zamanla Girit’teki Minos uygarlığı ile etkileşime girmesi Yunan dini açısında da önemli bir konu. Yunan mitolojisinde Girit sıkça karşımıza çıkıyor zaten.

ZEUS

İncelemeler sonucu, ”tanrı”yı ifade eden terimler (Latincede deus, İran dilinde div) ve başlıca tanrı isimleri ( Dyaus, Zeus) içinde, Hint-Avrupa dilinin deiwos, ”gök” kökü ayırt edilmiş. Mircea Eliade Dinsel İnaçlar ve Düşünceler Tarihi kitabında Zeus için ”O tam bir Hint-Avrupa gök tanrısıdır” der. Aiskhylos, Heliades adlı tragedyasında şunu açıklamış: ”Zeus havadır, Zeus yerdir, Zeus göktür. Evet, Zeus her şeyin üstünde olan her şeydir.” Yine de Eliade ikinci paragrafta eski Hint-Avrupa gök tanrılarından olan farkını da yazar: Zeus yalnızca evrenin yaratıcısı olmamakla kalmaz, Yunanların ilk tanrılar grubu içinde bile yer almaz.

Mitolojide Zeus’un dinmek bilmeyen cinsel iştahının aslında siyasi bir olay olduğu, Helen öncesi dönemin yerel tanrıçalarına sahip olarak, onların yerine geçmesini ve bizim bildiğimiz Yunan dininin oluşma sürecini anlattığı bilgisini sıkça görüyorum. Hristiyanlığın yayılması sırasında yaşananlar gibi Olympos tanrılarının zaferi bazı Helen öncesi tapımları yok etti. Ama bazıları da Olympos dinsel sisteminin içine alındı. Gerçi bunu çoğu dinin çıkışı ve yayılışı için söyleyebiliriz sanırım.

Denizlerin Tanrısı Poseidon, Bir Zamanlar Atların Tanrısı mıydı?

Dün gece Robert Graves’in Yunan Mitleri kitabını okurken, kendisinin Poseidon’u atlarla ilişkilendiren söylenceleri pek ciddiye almadığını ve birkaç cümle ile geçiştirdiğini gördüm. Halbuki Mircea Eliade net cümlelerle Poseidon’un Hint-Avrupalılarda atla olan ilişkisini yazmıştı. Oxford Antikçağ Sözlüğü de Poseidon’un atlarla olan bağlantısına Eliade kadar coşkuyla olmasa da değiniyor. Mircea Eliade’nin Poseidon anlatımı ise şöyle:

Poseidon, ilk baştaki evrensel egemenliğini çeşitli nedenlerle yitirmiş, eski bir ulu tanrıdır. Willamowitz, Poseidon adının ”Yer’in Kocası” (Posis Das) anlamına geldiğini doğru bir biçimde açıklamıştır. Evren paylaşıldığında denizlere egemenliği alan Poseidon tam bir Homeros tanrısı oldu. Başlangıçtaki yapısı köklü bir değişime uğradı. Yunanistan’a taşıdığı kuzeyin mitsel-dinsel mirası neredeyse tamamen dağıldı ya da yeniden yorumlandı.

Gerçekten de Poseidon’a tapan Hint-Avrupalı halkı Yunanistan’a gelmeden önce denizi tanımıyordu. Poseidon’a ait birçok özelliğin denizle hiçbir ilgisi yoktur. O atların tanrısıdır. Poseidon’un atla ilişkileri, bu hayvanın Hint-Avrupalı istilacılar için önemini göstermektedir. Poseidon atların yaratıcısı, babası ya da atları paylaştıran tanrı olarak sunulmaktadır.

İki yazarın görüşü arasında ciddi bir fark gördüm. Robert Graves, kitabında Olympos dini ile Helen öncesi inançlar arasında bağlantı kurmayı seviyor gibi görünüyor. Fakat at konusunu kestirip atmış. Oxford Antikçağ Sözlüğü’nde de Hint-Avrupalıların sığırlara ve atlara önem veren, tarıma pek aldırmayan, denizden, denizcilikten habersiz pastoral insanlar oldukları rahatça düşünülebilir denmiş. Burada sanki Klasik Çağ’daki Yunanistan’ı okuyor gibi hissettim. Coğrafi dezavantajlar nedeniyle Yunanlar rahatça tarım yapamadı. Köy hayatının Klasik Yunan’ın temellerindeki önemi de Yunan tarihini anlatan kaynaklarda değinilen bir ayrıntı.

Robert Graves ayrıca Poseidon’un ismini büyük olasılıkla, Potidaia şehrine adını veren Tanrıça annesinden aldığını yazmış. Her iki yazar da bir tanrıçadan bahsetmiş. Tanrıçaya dair başka bilgi vermemişler ama yanlış anlamadıysam galiba Helen öncesi bir yerel tanrıçadan bahsediliyor.

Anaerkil Avrupa ile Ataerkil Hint-Avrupalı İstilacılar Tartışması

İşgalci Hint-Avrupalıların yerel halklara kendi ataerkil değerlerini dayattıklarını, tarihöncesi Avrupa’da yerli nüfusun genelde eşitlikçi ve anaerkil olduğu bilgisini bazı kitaplar kesin bir dille anlatılırken, bazı kitaplar daha temkinli yaklaşıyor. Sahneye çıkan yeni egemen bir halkın/dinin kendi değerlerini dayatırken yerel kültürü de kendi içine katması tarihte sıkça karşımıza çıkan bir olay. Yine de Thomas R. Martin Eski Yunan kitabında buna itiraz eden görüşü de yer vermiş.

Avrupa’ya ayrı gruplar halinde göç eden Hint-Avrupalıların yerel toplumsal yapıları ve inançları ortadan kaldıracak kadar güçlü olduklarını gösteren bir kanıt bulunmadığını savunuyorlar. Bu nedenle daha sonraki Yunan tarihinin ayırt edici özelliği olan ataerkillik ve kadınların toplumsal eşitsizliği gibi, tarihsel Avrupalı toplumsal yapılar, ilk olarak bu yerli oluşumlar tarafından geliştirilmiş olabileceğini savunuyorlar.

Büyük bir göç dalgasının yaşandığı ve büyük yıkımlardan bahsedilen kaynakları düşününce bu muhalif görüşe ısındığımı söylesem yalan olur. Burada benim kafamda hep soru işareti oluşturan bölüm ise Hint-Avrupalı işgallerden önce anaerkil din kesin olarak kanıtlandı mı? Oxford Antikçağ Sözlüğü de bu anaerkillik tartışmasında daha fazla kanıta ihtiyaç olduğunu vurgulamış:

Özellikle Girit’te görüldüğü hayvanların ecesi bir ana tanrıçaya odaklı anaerkil bir dini Hint-Avrupa öncesi olarak tanımlama yolunda çeşitli çabalar harcandı ancak bulgular yeterli değildir.

Örneğin Robert Graves’in Yunan Mitleri kitabıyla tamamen ters düşen bir bölüm bu. Robert Graves kesin bir şekilde anaerkil dinin hakim olduğunu yazmıştı. Oxford Antikçağ Sözlüğü Hint-Avrupalı işgali öncesi Yunanistan dinlerine dair hemen hemen hiçbir şey bilmediğimizi yazmış. Bu yorum da beni düşündürdü. Çünkü özellikle bazı tanrıçaların Hint-Avrupalı öncesine ait olabileceğini belirten bilgiler görmüştüm. Anaerkil tartışması Olympos’u aklıma getirdi. Sonuçta orada da tanrıçalar vardı, tamamen dışlanmamışlardı. Fakat Antik Yunan’da kadınların sosyal yaşamdaki kısıtlı haklarını ilk öğrendiğimde büyük hayal kırıklığına uğramıştım.

SONUÇ

1000 yıl önceki ortaçağ dönemine dair bile çok tartışmalı veya hâlâ yanlış yorumlanan olaylar var. Bu yazıdaki dönem binlerce yıl öncesi. Bu kadar çok soru işaretinin olması doğal. Farklı kitaplarda gözüme çarpan ve birbirine ters düşen bilgileri yazmaya çalıştım. Bu döneme dair bir şeyler okurken kaynakları karşılaştırmak ve hep tedbirli yaklaşmak gerekiyor sanırım.

Twitter: https://twitter.com/_Slow_Loris_

KAYNAKÇA

Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş.

Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 1.

Thomas R. Martin, Eski Yunan.

M. C. Howatson, Oxford Antikçağ Sözlüğü.

Robert Graves, Yunan Mitleri.

Advertisements