Tags

Bugün Avrupa denilince aklımıza gelen haritanın oluşmasında hristiyanlık tutkal görevi gördü. Hristiyanlığın yardımıyla, Latin kültürü, imparatorluğu yavaş yavaş istila eden halkların kültürleriyle birleşti. 11. yüzyılda, hristiyanlık ile Avrupa fiilen eşanlamlı hale gelmişti.

Ortaçağda bir din devrimi yaşandı. Hristiyanlık bir zamanlar Roma sınırı dışında kalan ve pek iyi bilinmeyen ”barbarların” bölgelerine de girdi ve Avrupa’da bir bütünlüğü sağladı. Bu kuşkusuz kolay olmadı. Kırsal kesimde binlerce yıllık pagan adetleri vardı. Kilise bunlarla mücadele etti. Bazılarını hiçbir zaman yok edemedi, en fazla hristiyan düşünceye uygun olarak yeniden dizayn etti ve kendi bünyesine kattı.

METEOROLOJİ ve HASAT

Artık marketlerde hazır yiyeceklere kolayca ulaşabiliyoruz. Aramızda hiç tarla bile görmemiş olanlar vardır belki. Geçmişte nüfusun büyük bir çoğunluğunun çiftçi olduğu bir dönemde ise hasat ve ona bağlı olarak hava durumu hayati önemdeydi. Tek tanrılı dinlerden önceki dinlerin merkezinde bereket ve tarım tapımı vardı desem sanırım abartmamış olurum.

Erken ortaçağ boyunca birbirini tamamlayan iki inanç kabul gördü: istenmeyen yağmur ve dolu yağışından şeytanın sorumlu olduğu inancı. Aslında daha genel olarak, görünen dünyanın şeytanın eseri olduğu inancı yaygındı. Köylü, görünen ve görünmeyen her şeyin yaratıcısı Tanrı’nın işlerini niye bozduğunu anlayamıyordu. Devreye biraz farklı olsa da eski inançlar giriyordu. İspanya’da 9. yüzyılda ”Tanrı’nın hizmetkârı” Auriolus, tarlalarını doludan uzak tutmak için bir tılsım yazdı ya da onun için yazıldı. Katlayıp iki arduaz yaprağı arasına sıkıştırdı; etkisini güvenceye almak için dokuz kez okuduktan sonra, Carrio’ya yakın tarlasına gömdü. 1926’da çiftçiler bulana kadar orada kaldı. Azizlere yalvaran Auriolus, aynı zamanda İblis’e de ağaçlara, hasada ve bağlara zarar vermemesi için yalvarmış. Aynı anda meleklere, azizlere ve İblis’e yakarırken, duayı, sihri ve yalvarmayı birbirine katarak dinsel bir kokteyl hazırlamış.

Kırsal nüfusun acil kaygıları vardı. Bazı yıllarda hasat o kadar kötü oluyordu ki, hayatta kalmak bir numaralı sorun oluyordu. Hristiyan din adamları henüz yeni dininin görüşlerini köylüye tam olarak benimsetmeyi başaramamıştı. Acil durumlarda eski inançlar yeniden kurtarıcı görevi görüyordu. Dünyanın yaratıcısının şeytan veya iyi tanrıdan başka kötü bir tanrının olduğu görüşü, kilisenin ortaçağ boyunca mücadele ettiği bir inançtı.

”KİLİSEYE HRİSTİYAN GELİP PAGAN GİTMEK”

Hristiyan Düalist Heretikler kitabında 870’lerde Bulgaristan kırsalında hristiyan ve pagan mitolojilerinin insanların kafasında birlikte yer aldığı bilgisi var. Bu durumu sanırım Avrupa’nın çoğu bölgesi için genelleştirebiliriz. 6. yüzyılda Arlesli Caesarius cemaate fırça çekti. Çünkü aziz türbelerinin dışında hoplayıp zıplıyorlardı. Bunun ”kiliseye hristiyan gelip pagan gitmek” olduğunu söylüyordu. 8. yüzyılda Thüringen’i ve Bavyera’yı dolaşıp vaaz vermekle geçiren Aziz Boniface hristiyanlık ile paganlık arasındaki ”ince” çizgiyle karşılamıştı: Vaftizli bir köylü at pisliğinden geleceği öngörmeye çalışıyordu.

Buradaki ”vaftizli köylü” önemli bir ayrıntı. Kilise ilk başta insanları vaftiz etmekle işin biteceğini düşündü. Ama yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi vaftiz sorunları çözmedi. Pratikte eski ve yeni inancın birbirine karıştığı bambaşka bir dünya vardı. Rahip Bourbonlu Stephen 13. yüzyılda piskoposluk bölgesi olan Lyon’da günah çıkaranlardan gizemli bir aziz olan Guinefort’u duydu. Köylü kadınlar hasta çocuklarını iyileştirmek için gelen bu mübarek şehide dair hikayeler anlatıyordu. Kadınlar zaman zaman bir kutsal ormana geceleyin bebeklerini bırakıyorlardı ve daha sonra kendilerininkinin yerine sağlıklı bebekler konuluyordu. Rahip aziz denilen kişinin aslında ”kutsal bir köpek” olduğunu öğrendiğinde bu hikayeye inandığı için çok utanmış. Anlaşılan paganların kutsal koruluk, ağaçlarda ruhlar olduğu gibi inançları ufak bir isim değişikliği ile devam etmiş.

Papa 4. Hadrianus, İngiliz Kralı 3. Henry’nin (1154-1189) İrlandayı istila etmesine, hâlâ ”bilgisiz ve barbar” olan insanlara hristiyan inancın hakikatini açıklama ve Tanrı’nın tarlasındaki zararlı otların kökünü kurutmanın Henry’nin boynunun borcu olduğu gerekçesiyle izin verdi. İrlandalılar o sırada kilise dışında neredeyse düpedüz pagandı.

YENİ DİNİN ZAYIF HALKALARI

Zorla veya güzellikle yeni dine geçip de denetim biraz azalınca eski dine dönme olaylarına dair bilgiler de var. Özellikle Kuzey Avrupa’dan. Güney İngiltere’nin siyasal seçkinlerinin dedeleri bir kuşak önce hristiyanlığa geçmişti. 664 yılında patlayan veba salgınından sonra torunları hastalığın yayılmasına tepki olarak pagan tapınaklara yeniden koşmuşlar. Her ne kadar bu alt başlığa tam olarak uymasa da, Frizyalı hükümdar Radbord (ö. 719), pagan atalarının hristiyan cennette kendisine eşlik etmeyeceği söylenince, vaftiz olmaktan vazgeçmiş. Paganlarda ata ruhlarının ne kadar önemli olduğunu hatırlarsak, Radbord’un hristiyanların sıkıcı cennetine gitmeyi kabul etmemesini daha iyi anlayabiliriz.

Yazının başlığında erken ortaçağ dedim ama ortaçağın daha geç dönemlerinden de örnekler yazdım. Aslında kilisenin özellikle kırsaldaki bu karışmış inançla mücadelesi ortaçağdan da sonra devam etti. Bazı hristiyanlık öncesi dini gelenekler 20. yüzyıl gibi yakın bir dönemde bile Avrupa köylerinde görülmeye devam etti.

Twitter: https://twitter.com/_Slow_Loris_

KAYNAKÇA

Roma’dan Sonra Avrupa – Julia M. H. Smith

Hristiyan Düalist Heretikler – Janet Hamilton, Bernard Hamilton, Yuri Stoyanov

Geç Dönem Ortaçağ Avrupası – Steven A. Epstein

Ortaçağ 1. Cilt – Umberto Eco

Advertisements